พิมพ์ ส่งให้เพื่อน ส่งให้เจ้าหน้าที่ ส่งความคิดเห็น ดูความคิดเห็นที่มี ดึงโคด
ตะวัสสุล...ความหมาย ชนิด และหุก่ม
บทความ การ์ดของข้อมูล
ไฟล์แนบพร้อมข้อมูล ( 2 )
1.
TEVESSÜLÜN ANLAMI, ÇEŞİTLERİ VE HÜKÜMLERİ.pdfTEVESSÜLÜN ANLAMI, ÇEŞİTLERİ VE HÜKÜMLERİ
481.3 KB
TEVESSÜLÜN ANLAMI, ÇEŞİTLERİ VE HÜKÜMLERİ.pdfดาวน์โหลดข้อมูล: TEVESSÜLÜN ANLAMI, ÇEŞİTLERİ VE HÜKÜMLERİ.pdf
2.
TEVESSÜLÜN ANLAMI, ÇEŞİTLERİ VE HÜKÜMLERİ.docTEVESSÜLÜN ANLAMI, ÇEŞİTLERİ VE HÜKÜMLERİ
4.4 MB
TEVESSÜLÜN ANLAMI, ÇEŞİTLERİ VE HÜKÜMLERİ.docดาวน์โหลดข้อมูล: TEVESSÜLÜN ANLAMI, ÇEŞİTLERİ VE HÜKÜMLERİ.doc

Vesile, kelime olarak, derece, yakınlık, başkasına yaklaşmak için vasıta kılınan şey, manalarına gelir. “Falan şunu Allah’a vesile etti” demek, kendisini Allah’a yaklaştıracak ameli yaptı demektir. Tevessül ise bir amel vasıtası ile maksada yaklaşmak ve ulaşmaya çalışmaktır.[1]

Bir çok müfessir, tevessülü bizzat yakınlaşmak ve yakın olmaya sebep olacak şeyleri aramak şeklinde tefsir etmişlerdir. [2]

Kur’an’da  Allah Teâlâ, kulunun dünyada ızdıraptan ve âhirette de azaptan kurtulması için şu yolu göstermiştir:

“Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve O’na (yaklaşmaya, sevilmeye) vesile arayın; O’nun yolunda cihad ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” [3]

Kulu Allah’a yaklaştıracak vesilelerin başında îmân, Kur’an, ihlas ve salih ameller gelir.Salih amellerin başında farzlar yer alır. Allah’a yaklaştıracak vesilenin gerçek anlamı, ilim ve ibâdet ile çizdiği yolda gitmektir.

- MEŞRU TEVESSÜL ÇEŞİTLERİ

Tevessülün çeşitleri bulunduğuna göre, meşru tevessülü bidat tevessülden ayırmak gerekir. Bu ayrımı yapabilmek için de bize çelişkili gelen noktaları açığa kavuşturacak bir şaşmaz ölçüye ihtiyaç vardır.

Bu ölçü, Allah’ın Kitabı, Rasûlü’nün Sünneti ve bunları kavrama metodudur. Allah Teâlâ, bizi Kitap ve Sünneti hakem olarak kabul etmeye çağırmıştır:

"Ey îmân edenler! Allah’a itaat edin. Rasûle itaat edin (hak olarak getirdiği şeylere uyun.) Sizden olan (müslüman) idârecilere (Allah’a isyanı emretmedikçe) itaat edin. Aranızda herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, gerçekten Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, o konuda hüküm vermek için, onu Allah'(ın kitabı Kur’an)a ve elçisi (Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünneti)ne götürün. Allah'(ın kitabı Kur’an)a ve elçisi (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünneti)ne götürmek; sizin için (ayrılığa düşüp görüşlerinizle hareket etmenizden) daha hayırlı, sonuç bakımından da daha güzeldir."[4]

İbn Kesir bu âyetin tefsirinde şöyle der:

“Rasûl -sallallahu aleyhi ve sellem-in getirdiği şeriat yolundan başkasına uyan bir taraftadır, şeriat ise öbür taraftadır.”

Meşru tevessül Allah’ın kitabı, Rasûlünün sünneti ve bu ümmetin amelinde geldiği gibi üç çeşittir.

1) Güzel isimleri ve yüce sıfatları ile Allah'a duâ etmek, yalvarıp yakarmak:

Allah’a güzel isimleri ve yüce sıfatlarıyla tevessül, mü'min kul için en yararlı, en büyük ve en hayırlı vesilelerdendir. Zira mü'min kul, duâsında boş çıkmaz ve Rabbinin icâbetinden mahrum kalmaz.

“Güzel isimler Allah’ındır. Onlarla Allah’a duâ edin ve Allah’ın isimleri hakkında sapanları bırakın. Onlar, yaptıklarının karşılığını göreceklerdir.” [5]

Allah’a “vesile” aramak, O’na ulaştıracak uygun yol aramak, O’na yaklaşa-bilmek demektir. Bu yaklaştırıcı yol, Allah’a ibâdet etmek, O’nun emirlerine uymak şeklinde olabileceği gibi çeşitli yararlar elde etmek veya çeşitli zararları baştan savmak amacı ile O’na dilek sunmak ve sığınmak biçiminde de olabilir. Kur’an’daki “duâ” sözcüğü bu anlamı kapsamına alır. Yani hem “ibâdet” ve hem de “istek sunma” anlamını birarada ifade eder.Bu iki anlamdan her biri diğerini de gerektirir.

Dahası, Allah Teâlâ, kendisine yapılacak duâların kabul edicisi olduğuna kesinlikle inanılarak yapılan duâları, duâ edenler müşrik ve fâsık bile olsalar, kabul etmektedir.

Nitekim aşağıdaki âyetler bize bu gerçeği haber vermektedir

“İnsanın başına bir sıkıntı gelince yatarken, otururken ve ayaktayken bize duâ eder. Ama biz onun sıkıntısını kaldırınca, sanki yakalandığı sıkıntıdan dolayı bize hiç duâ etmemiş gibi olur.” [6]  

“Denizde size bir sıkıntı (tehlike) gelince Allah dışındaki bütün yalvardıklarınız kayboluverir. Fakat o sizi kurtarıp karaya çıkarınca, yine kendisini tek bilmekten vazgeçerseniz. İnsan gerçekten nankördür!” [7]

“De ki: Acaba Allah’ın herhangi bir azabına uğrasanız veya size kıyâmet günü gelse, doğru sözlü iseniz söyleyin bakalım, Allah’dan başkasına mı duâ edersiniz? Hayır, sadece O’na yalvarırsınız. O da dilerse giderilmesini istediğiniz belâyı kaldırır ve o zaman O’na ortak koştuklarınızı (putlarınızı) unutuverirsiniz.” [8]

2) Yapılan salih amel ile Allah’a tevessülde bulunmak:

Duâ eden,yalnızca Allah’ın rızâsını umarak işlediği salih ameli anmalı, onunla Allah’tan istemelidir.Allah’a îmân,namaz, oruç, hac, sadaka, cihad, Kur’an okumak, Allah’ı zikretmek, Allah’a duâ etmek ve hayır işleyip haramları terk etmek, salih ameller cümlesindedir.

“İbrahim ve İsmail Beyt’in (Kabe’nin) temellerini yükseltirken (şöyle dua ettiler): ‘Rabbimiz! Bizden bu ameli kabul buyur. Şüphesiz sen çokça duyan, çokça bilensin. Rabbimiz! Bizi ve soyumuzu sana îmân edenler kıl, bize ibâdet yollarımızı göster ve bizi bağışla. Şüphesiz sen, tevbeleri çokça kabul eden ve çokça rahmet gösterensin.” [9]

“Derler ki: Rabbimiz! Biz îmân ettik. Günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru!” [10]

“Rabbimiz! İndirdiğine îmân ettik ve Rasûlü’ne tâbi olduk. Bizi şâhit olanlarla yaz.”[11]

“Rabbimiz! Rabbinize îmân edin diyerek îmâna çağıran bir dâvetçiyi işittik ve hemen îmân ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kusur ve ayıplarımızı ört ve bizim canımızı iyilerle birlikte al.”[12]

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den rivâyet olunan şu hadiste salih amelle tevessüle örnek teşkil etmektedir:

“Önceki ümmetlerden üç kişi bir fırtına zamanı korunmak için bir mağaraya sığınır. Ancak bir kaya mağaranın girişine düşerek onları mahsur bırakır. Kurtulmak için her biri yapmış oldukları salih amelleri anarak Allah’a tevessülde bulunurlar. Allah da kayayı aralar ve onları bu durumdan kurtarır.” [13]

Kulun Allah’a karşı âcizliğini dile getirip yardım dilemesi de bu çeşit tevessülün kapsamına girer.

“Bana zarar dokundu. Sen merhametlerin en merhametlisisin diye Rabbine seslenen Eyyüb’ü de an.”[14]

Yunus -aleyhisselâm-'ın kıssasında olduğu gibi, kulun nefsine zulmedip Allah’a durumunu arz etmesi de bu kapsamdadır.

"Sen’den başka ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Şüphesiz ben zâlimlerden oldum."[15]

3) Salih kimselerin duâsı ile Allah’a tevessülde bulunmak:

Kul, şiddetli bir sıkıntıya veya büyük bir musibete rast geldiğinde, takva ehli gördüğü, ilim sahibi bildiği bir kimseden durumunun düzelmesi için Allah’a duâ etmesini talep edebilir.

"Ey Rabbimiz! Bizi ve îmânda bizi geçen kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde îmân edenlere karşı hiçbir kin (ve haset) bırakma. Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki sen (kullarına) çok şefkatli ve (onlara) çok merhametlisin."[16]

 “Dediler ki: Ey Babamız! Bizim için bağışlanma dile. Bizler günahkar olduk. Dedi ki: Sizler için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. O, Gafur’ dur, Rahim’dir.” [17]

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-  de bu konuda şöyle buyurmuştur:

“Müslüman bir kimsenin, gıyabında kardeşi için yapmış olduğu duâ kabul görür. Kardeşi için her hayır duâsında başında dikilen bir melek, âmin ve bir misli de senin için olsun, der." [18]

Ve Enes b. Malik’ten -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

"Ömer b. Hattab, kıtlık vakti olduğunda Abbas b. Abdulmuttalib ile yağmur duâsına çıkmış ve şöyle demiştir:

- Allahım! Sana Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ile tevessülde bulunurduk, Sen de bize yağmur yağdırırdın. Şimdi ise Peygamberimizin amcası ile sana tevessülde bulunuyoruz.Bize yağmur yağdır.Enes der ki: Bunun üzerine onlara yağmur yağdırılırdı."[19]

Ömer b. Hattab'ın -Allah ondan râzı olsun- sözündeki anlam şudur:

Biz, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kastederek ondan duâ istiyor, bu duâ ile de Allah’a yakınlık umuyorduk. Şimdiyse Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbine kavuşmuş olduğundan bizim için duâda bulunması mümkün değildir. Bu nedenle hayatta bulunan amcasından bizim için duâda bulunmasını talep ediyoruz. Eğer Rasûlallah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ölümünden sonra da tevessülde bulunulsa idi, sahâbe ve Ömer b. Hattab -Allah onlardan râzı olsun-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- aracılığı ile duâ etmenin çok daha ağırlıklı bir önemi olduğunu iyi bildikleri halde O’nu bırakıp amcasına baş vurmazlardı.

Bundan anlaşılıyor ki, ilk Kuran neslinin anladıkları “tevessül” ölülere değil, sadece yaşayanlara dönüktür. Bu da yaşayanların duâları ve şefaatleri aracılığı ile Allah’a başvurmak demektir. Yaşayanlardan böyle bir şey istenebilir. Fakat ölüden hiçbir şey istenemez. Ne duâ, ne de başka bir şey.

Bu  durum karşısında şunları söyleyebiliriz:

Gerek doğrudan doğruya Allah’a sığınarak emretmiş olduğu salih amelleri işlemek suretiyle Allah’tan bir şey dilemek veya gerekse peygamberlerin ve salih kişilerin duâları aracılığı ile dilekte bulunmak veya Allah'a halis olarak duâ ederek tevessülde bulunmak, tartışmasız biçimde Allah’ın kitabına uygun olan yoldur. Bunların dışındaki tevessül çeşitleri ise herhangi bir delile dayanmış değildir.

BİD'AT OLAN TEVESSÜL

Bid’at tevessül; sevmediği ve râzı gelmediği söz, fiil ve inançlarla Allah’a yakınlık aramaktır..

Allah Ras­ûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetiyle uyuşmayan bir amel bid’attir ve onunla Allah’a yakınlık ve ibâdet câiz olmaz.

Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-  şöyle buyurmuştur:

"Her kim,işimiz (dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona itibar edilmez)."[20]

1) Allah’a, şahısların konumu ve Allah katındaki değerleriyle tevessül:

Bid’at tevessül çeşitlerinden biri yarattıklarından birinin katındaki konumuyla Allah’tan istekte bulunmaktır.

Örneğin: “Allahım! Peygamberinin katındaki konumu hürmetine ... veya filan kulunun katındaki yeri hürrmetine senden isterim” demek. Ayrıca Peygamber hakkı için, falan kulun hakkı için Allah’tan dilekte bulunmak da bu türdendir.

“Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” [21]  

Âyetiyle Allah tarafından kapsamlılığı belirlenen Kur’an’da böyle bir tevessül türünü görememekteyiz.

İslâm’ın emrettiği, Allah’tan güzel isimleri ve yüce sıfatlarıyla istemektir.

“Güzel isimler Allah’ındır. Allah’a onlarla duâ edin.”[22]  

Sözüne uyarak Allah Teâlâ’nın Kur’an’da belirttiği isimlerle ona duâ etmek, tevessülün en güzel şeklidir.

Bu nedenle ilk Kuran nesli, vefâtından sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile tevessülü bırakmışlardır. Bu durum, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile tevessülün zâtıyla değil duâsıyla olduğunu gösterir. Vefatından sonra amcası Abbas’la yağmur duâsına çıkmaları buna işârettir.

Onlar, duâlarında:

“Allahım! Peygamberinin hatırına bize yağmur yağdır!”

Demedikleri gibi, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in vefatından sonra da:

“Allah’ım! Abbas’ın hatırına bize yağmur yağdır!”

Dememişlerdir. Zira bu tür bid’at duâları Sahâbe -Allah onlardan râzı olsun- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den öğrenmemiştir ve Allah’ın kitabında da bunun aslı yoktur. Bu nedenle böyle bir uygulamaya gitmemişlerdir. Vefatından sonra birinin hatırıyla tevessül câiz olsa, elbette Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile tevessül öncelik kazanırdı.

 Biz, her elçiyi Allah'ın emriyle ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. (Ey Peygamber! Sen hayatta iken) şayet onlar, (günah işleyerek) nefislerine zulmettikleri zaman tevbe edip Allah'ın kendilerinin günahlarını bağışlamasını isteyip sana gelseler ve Rasûl de onlar için istiğfarda bulunsaydı, mutlaka Allah'ı çok affedici ve merhamet edici bulurlardı."[23]

Yukarıdaki âyet, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hayattayken onunla nasıl tevessül edildiğine ışık tutmaktadır.Bu arada Ömer b. Hattâb'ın -Allah ondan râzı olsun- Abbas -Allah ondan râzı olsun- ile tevessülünün anlamı da açıklık kazanmaktadır.

Konumu ne olursa olsun,bir yaratılmışla veya hatırıyla tevessülde bulunmakla bir menfaat sağlayıp herhangi bir zararı savabileceği inancını taşımak,büyük şirktir.

2) Evliyâ ve salih kimseler için adak adamak:

Allah’ın dîninde salih kimselerden imdat dilemek, makamlarıyla tevessülde bulunmak ve onlara adak adamak yoktur.Bunlar, tevhîdi ortadan kaldıran ibâdetteki şirklerdir.

Bir kimsenin “Ey seyyidim falan, ey mevlam filan, elimden tut, benim için şöyle yap, benim için Allah’a şöyle duâ et, senden ve Allah’tan dilerim, derdimi gider,bana şefaat et,” gibi sözler söylemesi veya “Meded ya Resulullah!” demesi, tevekkülde bulunurken Hıristiyanların “Ey Mesih! Ey Meryem!” dedikleri gibi “Ey Ali! Ey Hüseyin!” diyerek onlardan yardım/meded beklemesi, şirk sözlerden sayılır.

Vefat etmiş bir kimse ile tevessülde bulunma inancı, daha çok tasavvufçular arasında yaygındır.Birtakım şeyhlerin, velilerin hem hayatlarında, hem de öldükten sonra tasarruf sahibi olduklarına inanılmakta, onların himmetleri dilenmekte ve aracı kılınmaktadırlar.

Bir kimsenin: “Ey seyyidim filan! Allah bana rızk verirse, benim şu dileğim gerçekleşirse senin için şöyle yapacağım,” şeklinde sözler söylemesi, Allah’tan başkasına adak adaması, bir ibâdeti Allah’tan başkası için sarf etmesi anlamına gelir. İslam, bu tür işlerden uzaktır.

Kendi zanlarıyla Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan pay ayırarak “Bu Allah’ın, bu da ona ortak koştuklarımızındır” dediler. Allah’a ortak koştukları için ayırdıkları Allah’a ulaşmaz. Allah için ayırdıklarıysa ortak koştuklarına ulaşır. Ne kadar da kötü hüküm veriyorlar.”[24]

“Allah’tan başka dua etikleriniz de sizin gibi kullardır. Doğrular iseniz onlara dua edin de size karşılık versinler.” [25]

“Allah’tan başka duâ ettikleriniz bir çekirdek zarına bile sahip değillerdir. Onlara duâ etseniz, duânızı duymazlar.Duysalar bile karşılık veremezlerdi.Kıyâmet günü koştuğunuz şirki inkâr edeceklerdir. Sana her şeyden haberdar olan Allah gibi kimse haber veremez.”[26]

Kıyâmet gününe dek kendisine karşılık veremeyecek olan Allah’tan başkasına duâ eden kimseden daha sapık kim olabilir? Onlar, duâlarından habersizdirler. İnsanlar hoşrolunduğu vakit onlara düşman kesilecek ve ibâdetlerini inkâr edeceklerdir.”[27]

Görüldüğü gibi Allah’tan başkasına yönelip duâ etmek, peygamberlerin ve salih kimselerin kabirleri üzerine kubbe yapmak, türbeleri başında mum yakmak ve girişlere perdeler asmak gibi câhil kimselerin yaptığı ameller, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünnetinden ve günümüze dek ona tâbi olanların yolundan değildir.

“Kullarım sana benden sorarlarsa, (bilsinler ki) ben (onlara) yakınım. Bana duâ edenin duâsına icâbet ederim. O halde bana karşılık versinler, bana îmân etsinler.Umulur ki doğru yola ererler.”[28]

“Mescidler Allah’ındır (O'na ibâdet edilmesi için yapılmıştır).O halde Allah ile beraber bir başkasına duâ etmeyin (yalvarıp yakarmayın).”[29]

“O, Hayy'dır.O'ndan başka hakkıyla ibâdete layık hiçbir ilah yoktur.O halde dîni ona has kılarak Allah’a duâ edin.Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah'adır.[30]

“Kâfirler istemese de dîni Allah’a has kılarak ona duâ edin.”[31]

 “Allah sana bir dert verirse, O'ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir hayrı dokunursa bil ki, O, her şeye güç yetirendir.”[32]

 “Duâ ettiğinde zor durumda kalana icâbet ederek zorluğu gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan kimdir? Allah ile beraber başka bir ilah mı var? Ne kadar da az düşünüyorsunuz.”[33]

“Allah’tan başka duâ ettikleriniz bir çekirdek zarına bile sahip değillerdir. Onlara duâ etseniz, duânızı duymazlar.Duysalar bile karşılık veremezlerdi.Kıyâmet günü koştuğunuz şirki inkâr edeceklerdir. Sana her şeyden haberdar olan Allah gibi kimse haber veremez.”[34]

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Duâ, ibâdetin tâ kendisidir." Sonra şu âyeti okudu: '(Ey insanlar!) Rabbiniz buyurdu ki: Yalnızca bana duâ edin (bana ibâdet edin) ki duânıza icâbet edeyim. Hiç şüphe yok ki bana ibâdet etmeyi bırakıp büyüklük taslayanlar, aşağılanarak (zelîl bir halde) cehenneme gireceklerdir." [35]

"İbâdetin en fazîletlisi, duâdır."[36]

"Allah Teâlâ'nın katında duâdan daha fazîletli bir şey yoktur."[37]

"Rabbiniz Tebâreke ve Teâlâ çok hayâlı ve kerîm (O'ndan bir şey istemeden kendisi karşılıksız veren)dir. Mü'min kulu ellerini kendisine kaldırıp duâ ettiğinde, onun ellerini boş çevirmekten (duâsını kabul etmemekten)