İslam, milyonların elinin altında! Bu, Kur'an ve Sünnet'ten alınan ve ümmetin ilk müslümanlarının anladığı şekilde gerçek İslam'ı dünya dillerinde yaymak ve müslümanları dinde bilgili kılmak için omuzlarımızda taşıdığımız bi
İslam, milyonların elinin altında!

Gecenin Sonunda Dua ve İstiğfar Etmenin Fazileti ve Duanın Kabulü
Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e İtaatin Ölçüsü ve Recm
Makaleler Materyal hakkında bilgi
  • Başlık: Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e İtaatin Ölçüsü ve Recm
  • Dili: Türkçe
  • Eklenen tarih: Apr 28,2007
  • Kısa Açıklama: Rasulullah -sallahu aleyhi ve sellem- hakkında çok ayet vardır. O’na itaat ve ittiba’nın vacip olduğunu, O’na uymanın zorunlu muhalefet etmenin de cehenneme götüren bir yol olduğunu unutmamalıyız. O’na itaat, Allah’dan getirdiklerine uymakla olur. Allah Teala, Rasul’üne uymayı vurgulamış, ne getirmişse onu almamızı, neyden de nehyettiyse ondan da sakınmamızı emretmiştir.
    Diyorum da bu hadis ve recm inkarcıları acaba nelerine güveniyorlar. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e itaatın önemiyle ilgili ayetlere geçelim. Alah Teala şöyle buyurmaktadır:
    “Rasul size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr...
  • Gösterim sayısı: 490
  • Link : http://www.islamhouse.com/p/6542

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
 
ÖNSÖZ
 
İslam’da yeri olan bu uygulama şekli hakkında bir çok şeyler duyulmakta, münazara ortamları hazırlanıp oturumlar sergilenmekte, televizyon, radyo vb. gibi medya sahalarında da farklı görüşler atılmaktadır. Peki niçin değişik görüşler atılmakta ve farklı kitaplar yazılmaktadır. Bu ve bunun gibi sorulara kesinlikle cevap vermek gerekir.
Recm konusunda İslam’ın koymuş olduğu kesin emir varken, niçin İslam’da olmayan görüşler atılmakta, müslümanların arasına fitne sokulmakta ve böylece de İslam düşmanları sevindirilmektedir?
Bunlara cevapsız kalmak hiçbir zaman işimize gelmez. Nitekim bunlara cevap vermemek, işlerine gelecektir.
Konuyla ilgili olarak dayandığımız delillerle hadis inkarcılarının dayandıkları deliller arasında şöyle bir mütala yapılabilir :
a. Bizler Allah (c.c.) rızası için recm ile ilgili olarak gelen nasları kabul ederken, “O Rasul (s.a.v.) demişse, O Rasul (s.a.v.) uygulamışsa doğrudur.” diyoruz ve samimiliğimizi ortaya koyuyoruz. Onlar ise ayetlerde bulunmadığı ve hadislere de güvenmedikleri için kabul etmiyorlar. Konu ile ilgili hadislere ya “Kur’an’a muhalif” ya da “akla uygun değildir” deyip samimiyetsizliklerini ortaya koymaktadırlar.
b. Bizler Rasulullah’dan (s.a.v.), sahih şekilde ne duyduysak teslim olduk, itaat ettik ve O’nun (s.a.v.) sünneti üzere yaşamayı üzerimize vacip bildik. Onlar ise müsteşrik çalışmalardan etkilenip, “hadisler korunamazdı.” dediler. Sahabe ve diğer alimlere hakaret edip saldırmaya başladılar. Yaşadıkları hayat biçimlerini oryantalistlere benzetmeye çalıştılar. Onların sünnetleri üzere yaşamaya başladılar.
c. Bizler zinayı işlemenin haram olduğunun şuurunda iken, bu işi işleyen evlilere recmi hak gördük. Onlar ise zinanın haram olduğunu bildikleri halde, evli ile bekarı aynı kefeye koydu ve Rasulullah’a (s.a.v.) muhalefet ettiler.
Günümüzde bizlerin sık sık zaafa ve hataya düştüğümüz konulardan birisi de İslam’ı bilmedikleri halde, televizyon ve diğer medya kuruluşlarında boy gösteren, İslami yazar” ya da “aydın yazar” adı altındaki şahısların kimliklerini araştırmamamızdır.
Daha çok, oryantalist çalışmalarla beslenen bu, recmi kabul etmeme hastalığı, malesef İslami yazar adı altında medyaya çıkıp şov yapan şahıslarda bile bu hastalık görülmektedir. Recmi kabul etmeyenler, daha çok inkarcılarının sünneti üzere yaşamaktadırlar. Rasulullah (s.a.v.), Hakim’de geçen bir hadis-i şerifinde:
“Dininizi kimden alıp öğrendiğinize bakınız.” buyuruyor.
Araştırırsak görürüz ki, çoğunlukla talebe hocasına uymaktadır. Müslüman, İslam düşmanı olan müsteşriklerden ders alınca, çok dikkat etmezse -Allah (c.c.) korusun- ayağı kayabilir, sapık yollara, bida’tlara dalabilir.
“İslam’da recm yoktur.” diyenlerin kendi nefsi çıkarlarından başka bir şeyler yaptığını görmüyoruz.
Recm ve hadis inkarcılarının fikirleri yeni değildir. Tarihte hep İslam’a ve müslümanlara fitne sokan fitneciler çıkmıştır. Yüce Allah (c.c.) bizleri bu fitnecilerin şerlerinden korusun, rızası doğrultusunda hayat yaşamayı nasip etsin. Uğrunda şehadet şerbetini içmeyi nasip etsin. (amin).
Başarı, alemlerin Rabbi olan Allah’tandır (c.c.).
Abdulah Tuncer
23/02/1998
 
RASULULLAH’A (S.A.V.) İTAATİN ÖLÇÜSÜ
 
Rasulullah (s.a.v.) hakkında çok ayet vardır. O’na (s.a.v.) itaat ve ittiba’ın vacip olduğunu, O’na (s.a.v.) uymanın zorunlu muhalefet etmenin de cehenneme götüren bir yol olduğunu unutmamalıyız. O’na (s.a.v.) itaat, Allah’dan (c.c.) getirdiklerine uymakla olur. Yüca Allah (c.c.) Rasul’üne (s.a.v.) uymayı vurgulamış, ne getirmişse onu almamızı, neyden de nehyettiyse ondan da sakınmamazı emretmiştir.
Diyorum da bu hadis ve recm inkarcıları acaba nelerine güveniyorlar. Rasulullah’a (s.a.v.) itaatın önemiyle ilgili ayetlere geçelim. Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
“Peygamber (s.a.v.) size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan (c.c.) korkun. Çünkü Allah’ın (c.c.) azabı çetindir.”          (Haşr: 59/7)
“O (Muhammed) hevasından konuşmaz. O(bildikleri) vahyedilenden başkası değildir.”              (Necm: 53/3-4)
“Artık O’nun (Rasulullah’ın) emrine muhalefet edenler, kendilerine acıklı bir azabın isabet etmesinden çekinsinler.”                                                                (Nur: 24/63)
“And olsun ki, Rasulullah sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”                              (Ahzab: 33/21)
“Hayır! Rabbin’e and olsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp, sonra da (onu) tam manasıyla kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar.”
                                                                         (Nisa: 4/65)
(Rasulum!) De ki, Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyendir.” 
                                                               (Al-i İmran: 3/31)
Konuyla ilgili ayetlerin çokça olduğunu vurgulmıştım. Nedense hadis ve recm inkarcılarının çoğundan bu ayetler karşısında şu batıl ve geçersiz sözleri duymaktayız : “Yukarıda geçen ayetlerdeki itaat ve ittiba farklı, hadisleri içermez”, “Hiçbir hadis korunmamıştır”, “Hadislerin hepsi uydurulmuştur”, “Aklımız bize yeter” vb. gibi...
Bunlara cevap vermek gerçekten kolaydır. Bizlere bir ayet ya da hadis gelmiş ise, bize “inandık ve itaat ettik” demek düşer. Bu, teslimiyetmizin gereğidir. Lakin bunu bizler, hadisi kökten reddedenlerde fazla göremiyoruz. Onlar başka çevrelerin etkisinde kalmış, ne yapacaklarını bilmeyen, zavallı kimselerdir. Kur’an’ı Kerim’de, Rasulullah’ın (s.a.v.) hadislerine tea’lluk eden ayetler vardır. Bunlardan birkaç tanesini zikredelim :
“Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz (sır) söylemişti. Fakat eşi o sözü başkalarına haber verip, Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vaz geçmişti. Peygamber bunu da haber verince eşi: ‘Bunu sana kim bildirdi?’ dedi. Peygamber; ‘Bilen ve her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi.’ dedi.”       (Tahrim: 66/3)
Ayetle ilgili açıklamaya geçmeden önce sebebini zikredelim :
Rivayete göre Rasulullah (s.a.v.), eşi Hafsa’nın (r. anha) evde bulunmadığı bir sırada, cariyesi Maria’yı (r. anha) odasına almıştı. Hafsa (r. anha) bundan haberdar olunca üzüntüsünü belirtmiş ve darılmıştı. Rasulullah (s.a.v.) da Hafsa’ya (r. anha), Maria’yı (r. anha) yatağına almayacağını söylemiş ve bunu gizli tutmasını tenbih etmişti. Hafsa (r. anha) ise bu konuyu Hz. Aişe’ye (r. anha) açıklamış, bunun üzerine yukarıdaki ayet inmiştir.
Bu ayette sırrın olduğunu muhakkak ki Allah (c.c.) bu sırrı habibine haber veriyor. Hiç kimse “Kur’an-ı Kerim’de bu sır geçmiyor.” diyemez.
Allah (c.c.) bu sırrı Rasulullah’a (s.a.v.) anlatırken, “Bu sır başka bir ayette geçmektedir.” demiyor. Kısacası sırrın ne olduğu, kimler arasında geçtiğini, olayların nasıl cereyan ettiği, Kur’an’da zikredilmiyor. Biz, kimlerin arasında geçtiğini hadislerden öğreniyoruz. “Allah (c.c.) bana haber verdi.” sözü, kudsi hadislerin olabileceğine delil olmaz mı? Aynı zamanda Allah’ın (c.c.) Rasulu’ne (s.a.v.) Kur’an’ın dışında da vahyettiği anlaşılmaz mı?
Allah’u Teala şöyle buyuruyor:
“Oolmadık iftirada bulunanlar sizden bir topluluktur. Siz bunu kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Bilakis sizin için daha hayırlıdır. Onlardan her birisinin kazandığı günah kendisinindir. Aralarından sözün en büyüğünü söyleyene ise çok büyük bir azap vardır.”
                                                                   (Nur: 24/11-13)
Bu ayette bazı münafıkların, Aişe (r.anha) anamıza attığı zina iftirasından bahsedilmektedir. Hadislere bakarak bizler bu ifk olayının kimler arasında ve ne şekilde olduğunu biliyoruz. Hadis inkarcıları, ayette geçen bu iftiranın olmadığını iddia edemezler. İftiranın olduğu, ayetle sabittir. Aynı şekilde Allah’ın (c.c.), farz kılmış olduğu namazın nasıl kılınacağını, zekatın ne kadar verileceğini, kadınlara ait hayız günlerinin ve kan renklerini nasıl ayarlanacağını, hadislere bakmadan söylesinler. Her nedense sık sık televizyon vb. yerlere bazı müsteşrik (oryantalist) tipli şahıslar çıkıyor, hadisleri kabul etmedikleri halde sıkıştıkları yerlerde hadislere müracaat ediyorlar ve bildiklerini gizliyorlar. Allah (c.c.) onlara hidayet versin. amin. Bunlara bir ayeti daha hatırlatmak gerekir. Yüce Allah (c.c.) habibine şöyle diyor:
“Yüce Allah kendilerine inirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu kitabı indirdik.” 
                                                                         (Nahl: 16/44)
Ayette, kendilerine indirileni sadece okuyasın değil açıklayasın diye indirdik diyor. Rasulullah (s.a.v.) bu dini anlatırken, hiç kimse dini açıklamadı diyemez. Rasulullah’ın (s.a.v.) açıklayıp söylediği şeylere (hadislere) niçin acaip bakılıyor. Hadis inkarcıları, Kur’an-ı Kerim’in nasıl korunacağını, günümüze kadar kimlerin vesilesiyle ulaştırıldığını araştırma yoluna giremiyorlar. Çünkü bu olay kendi aleyhlerine olmaktadır.
 
 
 
 
İSLAM’DA RECM
 
a. Sözlük Manasıyla Recm:
 
r-c-m kökünden masdar olup, taşla öldürmek, taşa tutmak, lanet etmek, kovmak, birisinin namusuna iftira etmek, kötü zanda bulunmak manasına gelir.
Çoğulu “rucum” dur. Kur’an-ı Kerim’de aynı anlama gelen “racim (kovulan, taşlanan)” olarak gelmiştir. Kur’an-ı Kerim’de bu anlamda “recm” ifadesi bulunmamaktadır.
Ayette “gaybı taşlamak”, (Kehf: 18/22) başka bir ayette:
“Yıldızları şeytanlar için ateş taneleri yaptık.” (Mülk: 67/5) son ayette “ateş taneleri” anlamında “rucum” çoğul olarak gelmiştir.
Lakin Rasulullah’ın (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde -inşallah ileride de geleceği üzere- “recm” ifadesi çokça kullanılmaktadır.
 
b. Istılahi Manasıyla Recm:
 
İslam mahkemesinin emriyle, evli veya dul bulunan erkek ve kadının zina etmesi sonucu, taşlanarak öldürülmesi anlamına gelen bir fıkhi terimdir.
Recm meselesi, sünnet ve icma delillerine dayanır. Zina etmenin haram ve kötü bir iş olduğu, tüm semavi dinlerde mevcuttur.
İslam’da zina etmek büyük günahlardan sayılmakta, ırz, namus ve neseplere yönelik olduğundan, cezası da hadlerin en şiddetlisi sayılmaktadır.
Bizlere zinayı haram kılan Allah (c.c.) ve Rasul’u (s.a.v.), şüphesiz ki bu işi işleyenlere ceza müeyyidesini de koymuşlardır. Zina eden bekarlara ceza müeyyidesini Allah (c.c.) şöyle belirtmiştir:
“Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz değnek vurun.”                                                                (Nur: 24/2)
Zina eden evlilerin ya da dulların hallerini de Rasulullah (s.a.v.) “recm (taşla öldürmek)” olarak belirtmiştir.
Zina cezası uygulanan kimsenin, toplum içindeki itibarını kaybeder korkusunu önlemek, belki olayın unutulmasını sağlamak amacıyla, bir yıl süreyle sürgüne gönderilmesi, bazı alimlere göre İslam’ın ilk yıllarında ek bir uygulama şekli idi. Lakin bazı ilimler, sürgünü halen işletmektedirler.
U’bade b. Samit’ten (r.a.) rivayete göre şöyle demiştir : Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Zinanın hükmünü benden öğrenin. Allah (c.c.) o kadınlara bir çıkar yol gösterdi. Bekarla bekar zina ederse, yüz değnek ve bir yıl sürgün, evli ile evliye yüz değnek ve recm vardır.”1 
Bu uygulamanın Nur Suresi nazil olmadan önceye ait olduğu söylenmiştir. Bu sure nazil olunca bekarlar için yalnız değnek, evli olanlar için, sünnetle recm cezası belirlenmiştir.2 
(1) İbn-i Mace, Kit. Hudud, hn: Müslim, Kit. Hudud, hn: 12.
(2) el-Mebsut, es-Serahsi, c. IX, sh. 36, Beyrut: 1398/1978.
Hanefi Mezhebi’ne göre, zina eden bekarlara yüz değneğin yanına bir de sürgün eklenmez. Çünkü Nur Suresi’ndeki ayette sürgün zikredilmemiştir. Ayet şöyle idi:
“Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz değnek vurun.”                                                                (Nur:24/2)
Hanefiler sürgün olayını, had cezası olarak değil de bir nebze İslam devlet başkanının kararına bırakılmış bir ta’zir cezası olarak görmektedirler.
Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre ise, zina eden bekarlara aynı şekilde bir yıl sürgün eklenmelidir. Dayandıkları deliller ise yukarıda Sünen-i İbn-i Mace ve Sahih-i Müslim’de geçen hadistir.
Konuyla ilgili diğer bir hadis de şöyledir:
“Ebu Hüreyre’den (r.a.): “Rasulullah (s.a.v.), zina eden gayrı mahsuna3 bir sene sürgün ve yüz değnek cezası uygulanmasını emretti.4
Lakin sürgünü eklerken bazı şartlar bulunması gerektiğini belirtmişlerdir. Bunları şöyle sıralayabiliriz :
a. Kadının sadece kocasıyla veya mahremi ile birlikte sürgüne gönderilmesi gerekir.
b. Sürgün yerinin sefer mesafesinden5 yakın olmaması gerekir. Nitekim Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kadın, yanında kocası ya da bir mahremi bulunmadıkça yolculuğa çıkamaz.”6 
(3) Muhsan:Temiz, afif ve evli manalarına gelir.
(4) Buhari, Ahmed b. Hanbel.
(5) Yani bulunmuş olduğu yer, seferi hükmü mesafesinde olmalıdır.
(6) Buhari Kit. Taksir hn: 4; Kit. Sayd. hn: 26; Kit. Savm hn: 67; Ebu Davud Kit. Menasik hn:3.
Daha çok bekarların zina etmesi sonucu ceza müeyyidelerini zikrettik. Şimdi de evli ya da dul zanilerin ceza müeyyidesi olan recm ile ilgili delillere geçelim.
 
 
 
RECM CEZASI VE DELİLLERİ
 
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) evli ya da dul olarak zina edenlere taşla öldürmeyi (recmi) emrettiği, manevi mütevatir seviyesine ulaşan hadislerle sabittir. Bu konu hakkında (birkaç kişi hariç) ihtilaf eden çıkmamaştır. Ehl-i sünnet alimleri recmin vücudu hakkında ittifak etmişler. Kabul etmeyenler ise Mutezile ve Hariciler fırkasıdır.
Recm cezasında kıyasa göre yüz celde (değnek) olması gerekirken recm (taşla öldüme) olduğunda yüz değnek ile amel edilmemiştir. Çünkü nasıl olsa taşlı öldürülecektir.
Recm konusunda, hükmü baki, lafzı mensuh bir ayet nakledilmektedir :
Abdullah b. Abbas (r.anhuma), Ömer b. Hattab’ın (r.a.) hutbede iken şöyle dediğini rivayet etmiştir:
“Cenab-ı Allah (c.c.) Muhammed’i (s.a.v.) hak ile göndermiş ve O’na (s.a.v.) Kitab’ı indirmiştir. Recm ayeti de O’na indirilen ayetlerdendi. Bizler bu ayeti okuduk, ezberledik ve anladık. Hz. Rasulullah (s.a.v.) recmi uyguladı. O’ndan (s.a.v.) sonra biz de uyguladık. Korkarım zaman geçince birileri çıkıp:
“Biz Allah’ın (c.c.) kitabında recmi bulamıyoruz.” 7 der ve Allah’ın (c.c.) indirdiği bir farzı terk ederek, sapıklığa düşerler.
Şüphesiz recm Allah’ın (c.c.) Kitab’ında, evli olmak, şahit, gebelik ya da ikrar bulunmak şartıyla, zina eden kimse aleyhine bir haktır.8 
(7) Günümüzde de malesef ‘aydın ve İslami yazar’ adı altında, kim oldukları, neyin peşinde oldukları, kimin için çalıştıkları belli olmayan kişiler çıkıyor ve İslam’da recm yoktur.’ diyor. Allah (c.c.) bu fitnecilerin tuzak ve hilelerinden bizi korusun.
(8) Buhari Kit. Hudud: 1; Müslim Kit. Hudud, hn: 15.
Hz. Ömer’in (r.a.) söz ettiği, lafzen mensuh olan ayet şöyledir:
“İhtiyar erkekle ihtiyar kadın zina ederlerse, onları recmedin.” 9 
Hz. Ömer’in (r.a.) bunu, Medine minberinde söylemesi, içlerinde de birçok ashab-ı kiramın bulunması ve hiç birisinin aksine bir görüş ortaya atmamasından dolayı recm icma meselesi haline gelmiştir.10 
Kur’an’da tilavet olunmayan lakin hükmen kalan recm ayeti hakkında Hz. Ömer (r.a.) şöyle demektedir:
“Eğer insanlar, ‘Ömer Allah’ın (c.c.) Kitab’ına ilave yaptı.’ demeyecek olsasalar, bu ayeti mushafın haşiyesine yazardım.”11 
(9) Muvatta, İmam Malik, Kit. Hudud, hn: 10; İbn-i Mace, Kit. Hudud, hn: 9; Müsned Ahmet b. Hanbel: 5/132, 183.
(10) eş-Şevkani, Neylü’l-Evtar: 7/100; Ahmet Davudoğlu, Sahih-i Müslim Terceme Şerhi: 8/350 İstanbul, 1978.
(11) es-Serahsi, el-Mebsut: 11/37, Beyrut, 1398/1978.
 
Deliller :
 
a. İşverenin eşiyle zina eden bekar işçiye yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası, kadına ise recm cezası verilmiştir:
Ebu Hüreyre (r.a.) ile Zeyd b. Halid el-Cüheni’den (r.a.) nakledildiğine göre, zina eden kadının kocası ile zina eden işçinin babası Rasulullah’a (s.a.v.) başvurarak bu konuda Allah’ın Kitabı ile hüküm vermesini istemişlerdir. İşçinin babası şöyle dedi:
“- Benim oğlum bu adamın yanında işçi idi. Onun hanımıyla zina etti. Bana oğlum için recm gerektiği haber verildi. Ancak ben onun adına yüz koyunla bir cariye fidye verdim. Bu arada bilenlere danıştım. (Oğlum evli olmadığından) Ona yüz değnekle bir yıl sürgün cezası, bunun karısına ise recm cezası gerektiğini haber verdiler.”
Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“-Nefsim elinde olan Allah’a (c.c.) yemin ederim ki, aranızda Allah’ın (c.c.) Kitabı ile hükmedeceğim. Cariye ve koyunlar geri iade edilecek, oğluna yüz değnekle bir yıl sürgün gerek. Ey Üneys!12 Sen de bu adamın karısına git. Zinasını itiraf ederse, onu recmet.”
Üneys (r.a.) kadına gitmiş ve kadın suçunu itiraf etmiş. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) emri üzerine de recmedilmiştir.13 
(12) Hadiste geçen Üneys’in, İbn-i Dahhak ya da İbn-i Mürşid olduğu vurgulanmıştır.
(13) Buhari Kit. Hudud: 3, hn. 3846; Kit. Vekalet:13; Müslim, Kit.
Ebu Hanife’ye (r.aleyh) göre, yüz değnek yanında bir yıl sürgün, ayete ilave niteliğinde olup, ayet inince bu ilave kısmı neshedilmiştir. Ancak islam devlet başkanı, bu cezayı tazir olarak verebilir (daha önce geçmişti.)
b. Zinasını dört defa ikrar eden Maiz’in (r.a.) recmedilmesi:
Maiz b. Malik (r.a.), Hz. Peygamber’e (s.a.v.) gelerek,
“Beni temizle.” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.):
“Yazık sana. Çık git, Allah’a (c.c.) tevbe isiğfar et.” buyurdu. Maiz (r.a.) pek uzaklaşmadan geri döndü ve:
“Ey Allah’ın Rasul’ü (s.a.v.)! Beni temizle.” Hz. Peygamber (s.a.v.) , üç defa daha geri gönderdi. Dördüncü ikrarda:
“Seni hangi konuda temizleyeyim?” diye sordu. Maiz (r.a.):
“Zinadan.” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.):
“Bunda akıl hastalığı var mıdır?” diye sordu. Böyle bir rahatsızlığın olmadığını söylediler.
“Şarap içmiş olabilir mi?” diye sordu. Bir adam kalkıp içki kontrolu yaptı. Ondan şarap kokusu tespit edemedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) tekrar:
“Sen zina ettin mi?” diye sordu. Muaz (r.a.):
“Evet.” cevabını verdi. Artık emir buyurdular ve Maiz (r.a.) recmedildi.
Recmden sonra O’nun (r.a.) hakkında sahabiler iki kısma ayrıldı. Bir bölümü Maiz’in (r.a.) helak olduğunu, başka bir grup ise O’nun (r.a.) en faziletli tevbeyi yaptığını söylediler. Bu farklı yaklaşım üç gün sürdü. Daha sonra yanlarına gelen Rasulullah (s.a.v.):
“Maiz b. Malik için dua edin.” buyurdu.
“Allah (c.c.) Maiz’i (r.a.) mağfiret eylesin.” dediler. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Maiz (r.a.) öyle bir dua etti ki, bu tevbe bir ümmet arasında paylaştırılsa, onlara yeterdi.”14 
(14) Müslim, Kit. Hudud hn: 22; eş-Şevkani Neylü’l-Evtar: 7/95, 109; ez-Zeylai, Nasbu’r-Raye: 3/114.
c. Gamidiyeli evli kadının, zinadan dolayı recmedilmesi :
Maiz’in (r.a.) recmedilmesinden kısa bir süre sonra Ezd Kabilesi’nin Gamid kolundan bir kadın geldi ve:
“Ey Allah’ın elçisi (s.a.v.)! Beni temizle.” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.):
“Yazıklar olsun sana. Çık, git. Allah’a (c.c.) tevbe ve istiğfar et.” dedi. Kadın:
“Beni, Mazi’i (r.a.) çevirdiğin gibi geri çevirmek istiyorsun.” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.):
“Sana ne oldu?” diye sordu. Kadın, zinadan dolayı kendisinin gebe olduğunu söyledi. Bunun üzerine:
“Sen mi?” buyurdu.Kadın:
“Evet.” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.):
“Doğuruncaya kadar git.” buyurdu. Kadının bu arada geçimini, Ensar’dan bir adam üstlendi. Daha sonra Hz. Peygamber”e (s.a.v.) gelerek:
“Gamidli kadın doğurdu.” dedi. Çocuğun bakımını biri aldı ve kadın recmedildi.15 
(15) Müslim Kit. Hudud, hn. 22, 23, 24; İbn-i Mace, Kit. Diyat, hn. 36; Muvatta, Kit. Hudud, hn. 11.
Başka bir rivayette, çocuk sütten kesilinceye kadar emzirmesine izin verildiği, recm sırasında Halid b. Velid’in, üzerine kan sıçraması üzerine kadın hakkında kötü sözler söylediğini işiten Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu :
“Ey Halid! Yavaş ol. Nefsim elinde olan Allah’a (c.c.) yemin ederim ki, bu kadın öyle bir tevbe etti ki, onu bir baccı (vergi memuru) yapsaydı, şüphesiz mağfiret bulunurdu.”
Sonra kadının hazırlanmasını emrederek cenaze namazını kılmış ve kadını defnetmiştir.16 
(16) Müslim, Kit. Hudud, hn. 23.
Alimler, recm cezası alan kişiye celdenin (yüz değnek) de eklenip-eklenmeyeceği hususunda ihtilaf etmişlerdir.
İshak, Davud-u Zahiri, İbnu’l-Munzir ve Ahmet b. Hanbel’in görüşlerine göre, celde atılıp sonra recmedilir. Cumhura göre ise sadece recm vardır. Yalnızca recmin olduğunu, celdenin olmadığını söyleyenlerin delili aşağıda zikredilmiştir :
Cabir b. Semure (r.a.):
“Rasulullah (s.a.v.), Maiz b. Malik’i recmetti.” dedi ve celdi (yüz değneği) zikretmedi.17 
(17) Ahmet b. Hanbel. Bu hadisi aynı zamanda Beyhaki de rivayet etmiştir. Hafız İbn-i Hacer el-Askalani de Telhis adlı kitabına bu hadisi almış ve aleyhte bir görüş belirtmemiştir. Bezzar da bu hadisi rivayet etmiştir. Mecmau’l-Zevaid’in yazarı şöyle demiştir. “Hadisin senetlerinde bulunan Sefva b. el-Muğalles’i tanımıyorum. Senetteki diğer raviler ise sikadır (güvenilirdir). Hadisin aslı ise sahih kaynaklarda bulunmaktadır.”
d. Evli bulunan Yahudi erkek ile Yahudi kadının, zina etmeleri sonucu recmedilmeleri :
Abdullah b. Ömer’den (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber’e (s.a.v.), zina etmiş bir Yahudi kadını getirmişler. Allah Rasulu (s.a.v.) Yahudiler’e, Tevrat’taki zina hükmünü sormuştur. Yahudiler:
“Yüzleri karaya boyanır, sırt sırtta hayvan üzerine bindirip sokaklarda dolaştırılır.” demişler.
Tevrat getirilince ceza kısmını parmağı ile kapatıp atlayınca durumu fark eden ve Yahudi iken Müslüman olan Abdullah b. Selam (r.a.), Hz. Peygamber’e (s.a.v.), Yahudi’nin, Tevrat’ın üzerinden elini kaldırmasını emir buyurmasını istemiştir. Yahudi elini kaldırınca recm ayeti görünmüş ve her iki Yahudi hakkında da evli oldukları halde zina ettikleri için recm uygulanmıştır.18 
Bera b. Azib’den (r.a.) nakledilen, iki Yahudi’nin recmedilmesi olayı ise şöyledir:
“Hz. Peygamber’e (s.a.v.), yüzü kömürle karartılmış ve dayak atılmış bir Yahudi getirildi. Allah Rasulu (s.a.v.), Yahudiler’e, evlilerinin zinasının Tevrat’taki hükmünü sordu. Onlar bu şekilde olduğunu söyleyince, bir Yahudi bilginine:
“Sana, Tevrat’ı Musa’ya (a.s.) indiren Allah (c.c.) aşkına soruyorum. Zina edenin Tevrat’taki hükmü nedir?” diye sordu. Yahudi bilgininin:
“Tevrat’ta recm var. Fakat zina eşraf arasında artınca, şerefli birisini getirirlerse serbest bırakır, yoksul biri yakalanırsa, onu recmeder olduk. Bu iki sınıfa eşit ceza için recmi terk ettik, kömürle boyayıp, dayak vurmayı recmin yerine koyduk.” demesi üzerine Rasulullah (s.a.v.), şöyle buyurdu:
“Allahım (c.c.)! Senin emrini onlar değiştirdikten sonra, ilk uygulayan benim.” Bunun üzerine emir verdi ve Yahudi recmedildi.”19 
(18) Müslim, Kit. Hudud, hn. 26.
(19) Müslim, Kit. Hudud, hn. 28.
Recm konusu ile ilgili birkaç tane daha hadis zikredip, alimlerin konu ile ilgili görüşlerini belirtelim.
a. Şa’bi’den: Hz. Ali (r.a.), (zina etmiş evli) bir kadını perşembe günü celdetmiş, cuma günü recmetmiş ve şöyle demiştir:
“Allah’ın (c.c.) Kitabı ile celdettim, Rasulullah’ın (s.a.v.) sünnetiyle de recmettim.”20 
b.Cabir b. Abdullah’tan (r.a.), dedi ki:
“Bir adam bir kadınla zina etti. Rasulullah (s.a.v.), celde vurulmasını emretti. Evli olduğu haberi gelince, celde vurulmamasını emredildi ve recmolundu.”21 
c. Cabir b. Abdullah’tan (r.a.), dedi ki, “Nebi (s.a.v.), Eslem Kabilesi’nden bir erkeği, Yahudi’den bir erkeği ve bir kadını recmetmiştir.22 
(20) Buhari, Müslim.
(21) Nesei; Ebu Davud rivayet etmiştir. Bu hadis hakkında Ebu Davud ve el-Munziri susmuşlardır. Hadis usulüne göre Ebu Davud’un sustuğu hadisler, delil olma açısından sağlam görülmektedir. Ebu Davud bu hadisi, bunun dışında iki yoldan daha rivayet etmiştir. Senedi sika ravilerden oluşmaktadır.
(22) Müslim, Kit. Hudud, hn. 28.
Alimler, zina eden kafirlere celde ile birlikte recmi uygulamak hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu ihtilafları şöyle sıralayabiliriz :
a. İmam Şafii ve Ebu Yusuf’a göre, zina eden kafir evli ise recmedilir.
b. Ebu Hanife ve İmam Muhammad’e göre ise recmedilmez, celde vurulur.
İslam devletinde, eman verilmiş olan harbi bir kafire recm verilmez lakin ikame edilir. Bu, İmam Şafii’nin ve Ebu Yusuf’un görüşüdür. İmam Malik, Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre ise had ile uygulanmaz.
Recm hususunda, zina edenlerin Müslüman olmasının gerekliliği hususu şöyledir : İmam Şafii ve Ahmet b. Hanbel’e göre şart değildir. Lakin bazı Şafii alimleri ile İmam Malik’in hocası olan Rabia’ya göre ise Müslümanlık şart koşulmaktadır.
Bazı müctehitlere göre, ehl-i küfür Müslüman mahkemesine baş vurursa, mutlaka Allah’ın (c.c.) kanunlarıyla amel etmesi gerekir. Onlar bu konudaki muhayyerliğin neshedildiğini söylemektedirler. Hanefi ve Şafiiler’in görüşü bu doğrultudadır. Ancak Ebu Hanife şöyle demiştir:
“İslam mahkemesine kafir karı-koca gelirse, aralarında adaletle hükmetmek gerekir. Yalnız kadın gelir, kocası razı olmazsa, hakim hüküm veremez.” İmameyn’e23 göre ise hüküm verebilir.24 
Recm hususunda zina edenlerin muhsan olması şartını alimler farklı ele almışlardır. Zina eden erkek ve kadının muhsan sayılabilmesi için gerekli olan şartlar, Alusi’nin Ruhu’l-Meani adlı tefsirinde şöyle bir şiirle belirtilmiştir :
“Muhsan olmanın şartı altıdır.
Bunları nastan25 alarak iyi belle.
Buluğ, akıl, hürrüyet,
Dördüncüsü ise Müslüman olması,
Sahih bir akid, mübah bir münasebet,
Ne zaman ki, bu şartlardan biri bozulursa,
O zaman recmolunmaz.”26
(23) İmam Muhammed ve İmam Yusuf’un ikisine verilen isimdir.
(24) Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, Ahmet Davudoğlu: 8/376 İstanbul, 1978.
(25) Nas:Şer’i deliller.
(26) Ruhu’l-Meani, Alusi, Nur Suresi tefsiri.
Şiirden de anlaşılacağı üzere zikredilen şartlardan biri bulunmazsa, kişi recmolunmaz lakin yüz celde vurulur. Muhsan olursa recm olunur. Daha önce de geçtiği gibi, Ebu Hanife ve Malik’e göre, bir erkek ya da kadının muhsan sayılması için Müslüman olması şarttır. Bundan dolayı evli olan gayrı müslimlerin zinasına recm cezasını uygun görmüyorlar. Çünkü dünyada recm cezası uygulanan Müslüman, Allah’ın (c.c.) adaleti ve rahmeti gereği, ahirette ceza çekmeyecektir. Gayri müslimlerin ise günahları, onlar müslüman olmadıkları için bağışlanmamaktadır. Hz. Peygamber’in (s.a.v.), “Allah’a (c.c.) şirk koşan kimse, muhsan değildir.”27
Gayri müslimlerin recmedilmeyeceği görüşünde olanlar, aynı zamanda Rasulullah’ın (s.a.v.) iki Yahudi’yi recmetmesiyle ilgili hadisin Tevrat’ın hükmüne göre olduğunu, daha sonra da nesholduğunu söylemişlerdir.28 
İmam Şafii, Ahmet b. Hanbel ve Ebu Yusuf’a göre, recmin uygulanması için, zina edenin Müslüman olması şart değildir. Zımmı İslam mahkemesinde, eğer kadınla evlenip cinsel temas yapsa, her ikisi de muhsan olur. Delili: Hz. Peygamber’in (s.a.v.), iki Yahudi’yi recmetmesidir. Bir hadis-i şerifte, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Dulun dul ile zinasında taşlama vardır.”29 
Bazı alimler bu hadisin genel manasını almıştırlar. Öte yandan zina, tüm semavi dinlerde haram kılınmıştır.
Recmin kimlere uygulanması gerektiğiyle ilgili şartları, başka bir metotla, şöyle sıralayabiliriz :
a- Zina eden erkek ve kadının ergin olması
b- Zina eden erkek ve kadının akıllı olması. (Zira akıl hastasının zina etmesi sonucu ceza yoktur. Had, akıllıya uygulanır.)
c- Evli olan gayri müslime, recm yerine celde vurulur. (Bazı alimlere göre, recm de uygulanır.)30, Şafii ve Hanbeli mezheplerine göre, pasaportla İslam devletine gelen gayri müslim yabancılara, ne zina ne de içki içme cezası uygulanır.
(27) Müsned, İbn-i İshak Revayh) hadisi açıktır.
(28) Neylu’l-Evtar, eş-Şevkani: 7/92; Nasbu’r-Raye, ez-Zeyla’i: 3/326.
(29) Müslim, Kit. Hudud, hn: 12-14; Tirmizi, Kit. Hudud, hn. 8;Ebu Davud, Kit. Hudud, hn. 23.
(30) Bu konu, ictihadi bir konu olup, İslam mahkemesinde hakimin verdiği karara bağlıdır.
d- Zinanın zor kullanarak olmaması gerekir.
e- Zinanın, diriyle olması gerekir. Ölüyle zina etmek, recmi gerektirmez.
f- Zinanın, şüpheye dayalı bulunmaması gerekir. Fasit nikahtan sonraki cinsel temasa had gerekmediği hususunda görüş birliği vardır. Velisiz veya şahitsiz evlenme gibi...
g- Zina edilen kadın da ergin olması gerekir.
h- Cinsel temasın önden olması, arkadan yani livata yapan kimse için, Ebu Hanife’ye göre sadece ta’zir gerekir.31 Diğer mezhep imamlarına göreyse, livata haddi gerektirir.
(31) Ta’zir: Alimlerce farklı şekillerde ele alınan bir uyarma ya da dayak atma cezasıdır. Hanefi Mezhebi’nde bunun sayısı üç ile otuz dokuz sopa arasıdır.
ı- Daru’l-İslam’da ancak hadlar ikame edilir, daru’l-küfürde değil. Dolayısıyla ceza-i müeyyideler İslam beldelerinde uygulanır.
i- Zina eden erkek veya karının, halen veya daha önce sahih nikahla evlenmiş olması ve bu nikah devam ederken, eşiyle bir defa da olsa cinsel temasta bulunması şarttır. Böyle bir erkeğe, daha önce de geçtiği üzere ‘muhsan’ denilir. Recm cezası için bu son niteliğin de bulunması gerekir.
 
 
 
ZİNA SUÇUNUN SABİTLİĞİ
 
Zina iki şeyle sabit olmaktadır: İkrar ve şahitlik.
İkrar: Zina fiilini işleyenin bizzat kendisinin, bu işi yaptığını itiraf etmesi.
Şahitlik: Bu işi işleyenin itiraf etmeyip, başka kimselerin , bu işi görüp şahit olmaları. Şahitler en az dört kişi olmalıdır. Müslüman olmaları ve o işi kesinlikle görmüş olmaları gerekir. Aksi taktirde bir şüphe ortaya girerse ceza uygulanmaz. Şahitler iki ya da üç kişi olur da dört olmazsa, bu seger zina iftirası (kazf) atmış olduklarından, onlara İslam halifesi ceza-i müeyyide uygular.
 
A- İkrarla Sabit:
 
Zina işleyen kişi yaptığı fiili ikrar etmesi lazım. İkrarın dört defa yapılması gerekir. Çünkü Maiz b. Malik’e (r.a.), Rasulullah (s.a.v.) dört defa ikrar esasını uygulamıştır. Hanefi ve Hanbeliler’in görüşü bu istikamettedir.
Şafii ve Maliki mezheplerine göre ise tek ikrar yeterlidir. Bunlar ise işçinin, kendi patronunun eşiyle zina etmesi olayına dayanırlar. Çünkü o hadiste dört ikrardan bahsedilmemiştir.
 
B- Dört Şahitle İspat:
 
Zinayı (fiilini) gören şahitler, ancak Yüce Allah’ın (c.c.) vurguladığı biçimdeki şahitlerden oluşabilir. Ayette Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
(Nikahlı) Kadınlarınızdan fuhşu irtikap edenlere (zina edenlere) karşı (ey hakimler!) içinizden (mü’minlerden) dört şahit getirin.”                                   (Nisa: 4/13)
Zinanın müslüman, erkek, adaletli ve hür, dört şahitle ispat edilmesi gerekir.
Şahit sayısı dörtten oz olursa veya dördüncü şahit “Sadece bunları bir yorgan altında gördüm.” gibi kesinlik ifade etmeyen şeyler söylerse, bunlara kazf (zina iftirası) cezası uygulanır. Zina isnat edilen kimseden, bu halde had düşer. Nitekim Hz.Ömer (r.a.), Muğire’nin (r.a.) Zinasına şahitlik eden üç kişiyi kazf cezası uygulamıştır.32 
Sehl b. Said’den (r.a.) rivayet edilir ki:
“Bir adam, Rasulullah’a (s.a.v.) geldi ve ‘Filanca, kadınla zina etti.’ dedi. Rasulullah (s.a.v.) kadına, o adamın dediklerini sorması için birini gönderdi. Kadın ise bunları inkar etti.33 
Rasulullah (s.a.v.), erkeğe (kafzdan dolayı) had uyguladı ve kadını serbest bıraktı.34 
(32) İslam Fıkıhı, ez-Zuhayli: 5/48, “Kazf” maddesi.
(33) Yani zina etmediğini belirtti.
(34) Ahmet b. Hanbel ; Ebu Davud.
Geçen Sehl b. Said (r.a.) hadisinde kadın zina işlemiş olsaydı, ona had uygulardı. Lakin had uygulamamıştır. Ona zina iftirası atılmıştır.
 
 
 
 
RECM CEZASININ UYGULANMASI
 
Zina ikrarla sabit olmuşsa, taş atma işini devlet başkanı veya infaz memuru başlatır. Şayet şahitlerle sabit olmuşsa recm, şahitlerin taş atmasıyla başlar. Böylelikle hiçbir şüphe (vaz geçme vb.) tüm ihtimallerin ortadan kakması ve adli hataya düşülmemesi için gerekli önlemler alınmıştır.
Amir eş-Şabi’den (r.a.) şöyle demiştir:
“Şurahe’nin Şam’da, uzakta olduğu bir hanımı vardı. Bu kadın (adamın) azatlı kölesiyle birlikte, mü’minlerin emiri Ali’ye geldi ve ‘Bu kadın zina etti’ dedi. Ali (r.a.) kadını perşembe günü yüz celde atmış ve cuma günü de recmetmiştir. Kadını göbeğine kadar çukura attırmıştı ve ben buna şahit oldum. Sonra Ali (r.a.) şöyle demiştir:
“Şüphesiz recm Rasulullah’ın (s.a.v.) sünnet kılmış olduğu bir sünnettir. ‘Şayet bu kadına başkası şahit olsaydı, o zaman ilk olarak o şahit taş atmaya başlardı. Şahitliği, taşlarla atmaya başlayınca şahit olurdu. Lakin kadın ikrar etti ve ben ilk atanlardanım. Kadına taş attı ve insanlar da ben de dahil olmak üzere taş attık.
Allah’a (c.c.) yemin olsun ki, ben de o kadını öldürenler arasındaydım.”35 
Başka bir rivayette Hz. Ali’nin (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir:
“Önce şahitler, sonra devlet başkanı, sonra da diğer insanlar...”