- İslamın Dört Rüknü Yerine Getirilirken Bir Takım Ruhsatların Tefri Edilmesi ile İnsanların Durumunun Gözönünde Bulundurulması:
Yüce Allah namazı, zekatı, orucu ve haccı İslamın esasları olarak tespit etmiştir. Şanı yüce Rabbimizin hikmeti bunları yerine getirirken, kullarının şartlarını ve durumlarını gözönünde bulundurarak birtakım ruhsatları teşri buyurmuştur.
Örnek olarak yüce Allah namaz kılmak üzere abdest almayı emretmiştir. Yüce Allah hastalık ve su bulamama hallerini gözönünde bulundurarak onlar için teyemmümü teşri buyurmuştur. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Eğer hasta olur veya yolculukta iseniz yahut herhangi biriniz ayak yolundan gelirse ya da kadınlara dokunur da su bulamazsanız temiz bir toprağa teyemmüm edin. Yüzlerinizi ve ellerinizi neshediniz. Şüphesiz Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır.” (en-Nisa, 4/43)
Aynı şekilde namazın ayakta eda edilmesi ile ilgili hallerde de hastanın durumu gözönünde bulundurulmuş, oturarak eda etmesine müsaade edilmiştir. Buna da gücü yetmezse yanı üzerinde yatarak eda edebilir. İmam Buhari, İmran b. Husayn (r.a)’dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Benim basurlarım vardı. Peygamber (s.a)’a namaz hakkında soru sordum da şöyle buyurdu: “(Gücün yetiyorsa) ayakta namaz kıl. Eğer gücün yetmiyorsa oturarak, yine gücün yetmiyorsa yanın üzere yatarak kıl.”16
Namaz eda edilirken korku hali de gözönünde bulundurulmuş ve müslümanlara piyade yahut binekli olarak, kıbleye yönelerek ya da yönelmeyerek –kolaylarına geldiği şekilde- kılmalarına müsaade edilmiştir. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Namazları ve özellikle orta namazı koruyunuz. Gönülden gelerek saygı ve itaat ile Allah’ın huzurunda durun. Şayet korkarsanız o halde (namazı) yaya olarak veya binek üstünde (kılın). Güvene kavuştuğunuzda o size bilmediğinizi öğrettiği gibi Allah’ı anın.” (el-Bakara, 2/238-239)
Abdullah b. Ömer (r.a)’a korku namazına dair soru sorulduğunda onun nasıl kılınacağını anlatır, sonra şöyle derdi: “Şayet bundan da daha ileri derecede bir korku sözkonusu olursa piyade olarak ayakta namaz kılarlar yahut binekli olarak kıbleye dönmüşler yahut dönmemişler olarak kılarlar.”
Malik dedi ki: Nafi dedi ki: “Görüşüme göre Abdullah b. Ömer (r.a) bunu olsa olsa Rasûlullah (s.a)’dan diye zikretmiş olmalıdır.”17
Yüce Allah yolculuk halini nazar-ı itibara alarak namazı kısaltmayı teşri buyurmuştur. Yüce Mevlamız şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman eğer kafirlerin size bir fenalık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda üzerinize bir vebal yoktur. Şüphesiz kafirler sizin apaçık düşmanınızdır.” (en-Nisa, 4/101)
Rasûlullah (s.a) da yolculuk halini gözönünde bulundurarak öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını birarada (cem’an) kılmayı sünnetinde uygulamıştır.
İmam Buhari’nin rivayetine göre İbn Abbas (r.a) dedi ki: “Rasûlullah (s.a) eğer yolculukta ise öğle ve ikindi namazlarını birarada, akşam ve yatsı namazlarını da bir arada (cem ile) kılardı.”18
Rabbani hikmet zekat farizasında da aynı şekilde insanların durumunu gözönünde bulundurmayı gerektirmiştir. O bakımdan zekat ancak nisaba sahip olup üzerinden bir sene geçmiş olanlar üzerine vaciptir.
Yine yüce Rabbimiz onlara orucu farz kılarken de insanların hallerini gözönünde bulundurmuş, ramazan ayında yolcu ve hastanın –diğer günlerde kazalarını yapmak üzere- oruçlarını açmalarına ruhsat vermiştir. Yüce Allah buyuruyor ki: “Kim de hastalanır veya yolculukta olursa, o günler sayısınca diğer günlerde (oruç tutsun). Allah size kolaylık diler, güçlük dilemez ta ki böylelikle o sayılı günleri tamamlayasınız, sizi hidayete erdirdiğine karşılık Allah’ı yüceltesiniz ve ta ki şükredesiniz.” (el-Bakara, 2/185)
Şanı yüce Allah oldukça yaşlı erkek ve kadına yoksula yiyecek bir fidye vermek suretiyle oruç açma ruhsatını vermiştir. İmam Buhari’nin rivayetine göre Ata, İbn Abbas (r.a)’ı (“ona güç yetiremeyenler de bir fakir doyumu fidye versinler” anlamındaki buyruğu): “Ona güç yetiremeyip, bunda zorlananlar bir fakir doyumu fidye versinler” (anlamına gelecek) şekilde okuduğunu duymuştur. İbn Abbas (r.a) dedi ki: Bu nesholmuş değildir. Burda kastedilen oruç tutma gücünü bulamayan oldukça yaşlı erkek ve yaşlı kadındır. Bunlar herbir gün karşılığında bir yoksula yemek yedirirler.”19
Aynı şekilde hikmeti sonsuz ve herşeyden haberdar olan yüce Rabbimiz Beytullahın haccedilmesinin farziyetinde de insanların durumlarını gözönünde bulundurarak ancak oraya gitmeye yol bulabilenlere bu ibadeti farz kılmıştır. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ona yol bulabilenlerin o evi haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır.” (Al-i İmran, 3/97)
Şüphesiz İslamın dört esası olan namaz, zekat, oruç ve haccın farz kılınışında ve eda edilişinde insanların durumlarının gözönünde bulundurulması bizlere yüce Allah’ın yoluna insanları davet ederken durumlarını gözönünde bulundurmanın zorunluluğunu açıkça ortaya koymaktadır.